Ödevler aile bağlarına zarar veriyor!

Önceki gün, bir internet kafeye gittim.

Oğlumun ödevi vardı, onu yapacaktım.

Araştırmacılığı teşvik etmeyen, “google”den terim arayarak yapılan ödevleri ben yapıyorum.

İstediğim resmi bulmak için arama tuşuna bastığımda, yan taraftaki hareketlilik dikkatimi çekti.

Dönüp baktım.

Meğer yalnız değilmişim internet kafede.

Birkaç anne-baba daha çocuklarının ödevlerini yapmak için  sıraya geçmiş.

Bir yandan kızgınlıklarını ifade ediyor, diğer yandan eğitim sistemindeki bu anormal hâle öfkelerini dile getiriyorlar.

Gülesim geldi; ama gülmeyi yakıştıramadım ülkemiz eğitiminin ağlanacak hâline.

Öğretmenler, “çocuklar ödev yaptıkça daha çok öğreniyor” zannediyorlar.

Hâlbuki ödev, çocuğun daha iyi öğrenmesini sağlamaz, aksine evde devam eden okul atmosferi, öğrenmeye karşı tepkisellik oluşturur.

Daha da ötesi, çocuklara verilen ödevler aile bağlarına zarar verir.

Çocuklar zaten 6 saat okulda yaşıyorlar, evde ailecek geçireceği zaman dilimi de aşağı yukarı 3–4 saat.

Bunun bir saati de yemek seremonisi ile geçince geriye 2–3 saat kalıyor.

Bu zaman dilimi çocuk için ailesi ile bütünleşme saati olacağı yerde, anne babanın çocuklarını tersledikleri, azarladıkları, “Sen hâlâ ödevini yapmadın mı?” şeklindeki hesap sorucu bıkkınlık saatine dönüşüyor.

Öyle değil mi ama?

Annesi evdeyken, babası evdeyken ve kardeşi ile cıvıldaşacakken, birçok şey anlatacakken; “Sen hâlâ ödevini yapmadın mı?” diyerek çocuğun bütün hevesini kırmak ne kötü bir ebeveyn tutumu.

Buna yol açmak da ne kadar anlayışsızlık böyle.

Öyle değil mi?

Yetişkinler için psikologlar “İşinizi eve getirmeyin, aile içi iletişimiz bozulur.” diye tavsiyelerde bulunmuyorlar mıydı?

Evet bulunuyorlar.

Çünkü evde işini devam ettiren bir kişi, aile bağlarını zayıflatır.

O evin içindekiler duygusal yoksunluklar içinde yaşarlar.

Bütün uzmanlar, “Evinize işinizi getirmeyin.” tavsiyesinde bulunduğu hâlde, neden kimse “Okulu eve getirmeyin” diyemiyor?

Çocuk okulda öğrenir, ne öğrenirse.

Evde aile fertleri ile bir arada olmanın, birlikte etkinlikler yapmanın keyfini yaşamalı.

Sokakta kaygısızca oyun oynamanın çocukluğunu yaşamalı.

Annesinin kızgın bir sesle pencereden kendisini çağıracağı kaygısını yaşayan çocuk, ne dersini yaparken öğrenebilir, ne de arkadaşları ile coşku içinde oynayabilir.

Başarılı öğretmen; öğrencisinin aile içindeki birkaç saatlik özel anlarını dahi işgal etmeye çalışan değil, öğreteceği konuları öğrencisine ders saatleri içinde öğretebilen öğretmendir

Pedagog Adem Güneş