Mutsuz Ergen Annesi….


Çocuklarımı kucağıma aldığım günleri tüm anneler gibi ben de hiç unutmam.

Her ikisini de kucağıma verdikleri an baktığım mucizeye inanmakta güçlük çekmiştim. Öyle minik, öyle savunmasız, öyle melek ve öyle ilgiye muhtaçlardı ki hayatımın o andan sonraki kısmının bir daha asla aynı olmayacağının farkına varmam beni sarsmıştı.

Onları sevgimle, şefkatimle hayata hazırlamak için tüm gücümle çabalamaya, anne olarak tüm kalbimle meleklerimi iyi birer insan olarak yetiştirmeye işte o an karar vermiştim.

Bebeklikleri ve çocuklukları hepimiz gibi benim içinde mucizelerle geçti. İlk adımları, ilk sesleri, okula başladıkları ilk gün vs gibi pek çok ilki yaşayıp onların yavaş yavaş büyümelerine eşlik etmek müthiş zorluklarla birlikte müthiş keyifleri de beraberinde yaşattı.

Bebeklikten çocukluğa geçen yaşam dönemlerinde yaşadığım mutlulukları hep capcanlı hatırlarım. Ancak aralarında dört yaş olduğu için ikisinin birlikte şu an içinde bulundukları ergenlik dönemi için hala aynı mutluluğu sürekli hissettiğimi söylemek oldukça zor doğrusu.

Kendi deneyimlerime bakarak söylüyorum ki sanıyorum anne-babalığın en zor ve en zorlayıcı dönemi çocuklarının ergenlik dönemi. Ergenliğe yani yetişkinliğe geçiş dönemine girdikleri zaman doğurduğunuz günden beri tanıdığınız, sevgi ve şefkatinizle şekil verdiğinizi düşündüğünüz yavrularınız tanımakta zorlandığınız başka bir şeye dönüşmeye başlıyor.

Bunu çok detaylandırmama gerek yok sanırım. Eminim hepiniz neden bahsettiğimi gayet iyi anlıyorsunuz.

Uzun yıllar hemen her an büyük bir itina ve titizlikle davranışlar sergilediğiniz çocuğunuz sanki siz hiç o sevgiyi ve itinayı göstermemişsiniz gibi kabalaşabiliyor. Sanki ona hiçbir öğretmemişsiniz gibi tüm aile alışkanlıklarınızın dışında davranışlar sergileyebiliyor.

Bazen şaşıp kalıyorum;
“Bu çocukları ben mi büyüttüm?” gibi düşünceler içinde bocalarken buluyorum kendimi. Yani hep söylenilen gibi çocuk yetiştirmek ektiğinizi biçtiğiniz bir durum ise ben gül ekmiştim ama elime batan bu kaktüs dikenleri nereden geliyor diye sorguladığım anları sıklıkla yaşıyorum.

O günlere kadar duyduğunuz “Anne…” diye başlayan, sizden bir şey veya ilgi isteyen evlat sesleri “Offf Anne…” lere dönüşüyor. Biraz daha ilerleyince “Anne lütfen beni rahat bırak, tamam anne…” cümleleri başlıyor ki bunlar çoğunlukla sizi susturmak ya da onu yalnız bırakmanız sağlamak için söylenen sözler oluyor.

Siz de benim gibi evlatları ile yakın iletişim sürdürmeye alışkın bir anne iseniz eminim benim gibi kendinizi itilmiş, yalnızlaşmış hissediyorsunuzdur. Zor bir süreç ve bu yalnızlık algısı ile baş etmesi ciddi bir çaba istiyor.

Tabi eğer ergenliğin kendine has özelliklerini bilmesek, çocuklarımıza verdiğimiz emeklerin boşa gittiği algısına bile kapılabiliriz. Şükür ki sanırım artık hepimiz ergenlik dönemi denen bu yetişkinliğe geçiş sürecinin çocuklarımızın hayatında son derece önemli bir evre olduğunu biliyoruz.

*Anne-Baba olarak onların sağlıklı birer yetişkin olabilmesi için bize tepki gösterebilmeleri gerektiğini… (Elbette her zaman saygı çerçevesinde.)

*Kendi benliklerini bulabilme ve kişiliklerini geliştirebilmeleri adına bizden bağımsızlaşmalarının onlar için çok sağlıklı olduğunu…

*Kendi düşünce ve dünya görüşlerimizle onlara güvenilir bir rehber olabileceğimizi ancak bunları onlara zorla empoze etmenin şahsiyetlerini ezmek olduğunu…

*Anne-Babasını aşamayan, onların öğrettikleri veya rehberlikleri ile sınırlı bir hayat algısı içinde hapsolan çocukların yarın büyüdüklerinde karşılaştıkları kişilerce rahatlıkla ezilebilecek karakterlere dönüştüklerini…

*Ailesinde özgürlük bulamayan, davranışlarına ve kendi özel dünyasına saygı duyulmayan çocukların ilerde toplum içinde varlık sergilemekte ve zorlu hayat mücadelesinde ayakta kalmakta zorlandıklarını…

*Ergenliğin o yoğun duygusal bombardımanında ve hormonlarının saldırısı altında çocuğu het höt ile susturan, baskı ile sindiren anne-babaların, çocukları onlara boyun eğse bile içten içe öfke dolmaya başladıklarını ve bu öfkeyi ailesine yansıtamasa bile ya topluma ya da ilk bulduğu acize kusacağını…

*Tüm hayatta çok önemli ama özellikle ergenlikte duyguların çok ama çok önemli olduğunu ve olumsuz duygu bile olsa ifade ederek yaşamanın çocuklar için son derece sağlıklı olduğunu…Bu yüzden çocuğumuz bize kızdığında, öfkelendiğinde tıpkı bizim gibi onun da bu duyguları hissetmeye ve göstermeye hakkı olduğunu unutmamız gerektiğini sanırım artık biraz okuyan biraz araştıran tüm anne babalar biliyoruzdur.

Tüm bu bilgilerle ben de duygusal anlamda zorlansam da (Bu zorlanma da benim annelik alışkanlıklarımdan kaynaklanıyor) ergenlikte ki çocuklarım için annelik tarzımda değişiklikler yapmam gerektiğini hiç unutmamaya çalışıyorum.

Onların özgür hisseden, düşünebilen, seçim yapabilen, kendi dünya görüşünü oluşturabilen ve isteyen ben bile olsam istemediği şeyi yapmayan birer insan olabilmesini desteklemek adına sabırla sürece saygı göstermeye çalışıyorum.

Bunu neden mi yapıyorum?

Çünkü bizim kuşak neslin çok iyi bildiği gibi, bizler sağlıklı ergenlik yani yetişkinliğe geçiş dönemi yaşayamadığımız için kendimiz tanıma, sağlam bir karakter oluşturma, istemediğimiz şeylere hayır deme, istediklerimiz için kararlı bir şekilde mücadele etme yeteneği gösterme becerilerini günümüz koşulları için yeterli düzeyde edinemedik maalesef.

Bazılarımız kendini hiç tanıyamadı…

Bazılarımız benlik algısı bile geliştiremedi…

Bazılarımız anne babası istiyor diye yaptı hayatında ki şeyleri…

Bazılarımız anne babası istemiyor diye seçti tercihlerini…

Biz bilemedik kimiz, neyi severiz, neyi sevmeyiz, ne istiyoruz, ne istemiyoruz… bilemedik.

Çünkü kendimizi öğrenemedik. Yaşamlarımızın üstüne kalın bir yorgan gibi örtülmüş anne baba baskısı ile büyüdük. Yaşam yolumuzu seçmek ne kelime çoğu zaman nefes bile alamadık bu kalın yorganın altında…

Bırakalım da çocuklarımız alsın…

Bu ülkeyi ve geleceğini değiştirmek istiyorsak bırakalım anne babalarımızın çocuk büyütme yöntemlerini. Onlarla aynı şeyleri yaparak ileriye gitmeyi, değişmeyi ve gelişmeyi beklemek hiç mantıklı değil…

Duygusal olarak zorlansak ta, mutsuz olsak da çekilelim çocukların üstünden…

Unutmayın; Ülkemizi ancak çocuk yetiştirme yöntemlerimizi değiştirerek değiştirebiliriz…

Bu da onları daha baskılayarak ya da daha ezerek değil daha cesur daha özgür kılmak için çabalayarak mümkün olur.

Sevgilerimle…

Sema Deniz

———


Arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz

Ad Blocker Detected!

Advertisements fund this website. Please disable your adblocking software or whitelist our website.
Thank You!

Send this to a friend