Her yaranın merhemi kendi dalındadır…

“Bir gün bahçede tek başıma oyun oynarken ağaçtaki olgunlaşan dutları gördüm.

Hemen ağaca çıkıp yemeye başladım. O kadar çok yedim ki yemekten yorgun düştüm. Ağaçtan inip gölgesine uzandım, uyudum.

Sonra birden ablamın çığlığı ile uyandım.

Beni yerde ağzım burnum kıpkırmızı bir halde görünce ağaçtan düştüm sanmış. Yanıma gelip bakınca kan olmadığını, karadut lekesi olduğunu anladı.

Bu seferde üstümü başımı kirlettiğim için ağlamaya başladı. Bilirsin karadut lekesi de hiç kolay çıkmaz.

Annemle babam işten gelip beni o halde görseler kendisine kızacaklar.

Sonra babaannem bahçeye gelip “Ne oldu Nergis?” dedi.

Ablam, “Baksana babaanne, bütün üstünü kirletmiş, annem kızacak bana.”

Babaannem, “Hadi ağlama, şimdi çıkartırım ben onları” dedi.

Sonra karadut ağacının yanına gidip birkaç dut yaprağı kopardı, avcunun içinde parmaklarıyla ezdi, köpürttü.

Elimi yüzümü dut yaprakları ile ovalamaya başladı.

“Neden?” diye sordu Verda.

Çünkü karadutun lekesini sadece kendi yaprağı çıkarırmış.

Babaannem:

“İnsan da aynı bu ağaç gibidir” demişti o gün bize.

“Yarasına ilacı başka yerde arayan her zaman yanılır. Her yaranın merhemi kendi dalındadır.“

Sinan Sülün,
Kırlangıç Dönümü