Güven duyuyor muyuz?

Güven duyuyor muyuz?


Çocuk doğduktan altı saat sonra iki şeyi anlamaya başlıyor:

1. Güven içinde miyim?

2. Beni seviyorlar mı?

Ve yaşamının ilk iki yılında neredeyse sadece bunları anlamaya çalışıyor.

Sonra da ölünceye kadar bu iki soruyu her saniye sormaya devam ediyoruz:

Güvende miyim, seviliyor muyum?

Güven beş bölümden oluşuyor:

Bu ilişkinin içinde beni ben olarak kabul ediyorlar mı?

Sözlerini tutacaklar mı, dediklerini yapacaklar mı?

Bilgilerine güvenebilir miyim?

Sonuç üretirler mi, üzerlerine düşeni yaparlar mı?

Gelecekte güvenme ümidi var mı, umut var mı?

Bunlardan sadece ilkini ele alacağım.

En önemli güven noktası burası çünkü.

İlişkimin içinde beni ben olarak kabul edecekler mi?

Yoksa bende bir eksiklik, bozukluk, hata, yanlış bulurlar mı, özellikle bunları bulmaya mı odaklanırlar?

Bir ilişkide her zaman sizi siz olarak kabul edeceklerinden, duygularınızı anlamaya çalışacaklarınızdan, görüşlerinizi dinlemeye her zaman hazır olacaklarından emin olduğunuzu düşünün.

Güvenin en önemli noktası bu işte…

Eşinize, ailenize, yöneticinize, öğretmeninize tüm duygularınızı rahatlıkla açabileceğinizi, farklı düşündüğünüzde bunu ifade etmenin doğal karşılanacağını bildiğinizden emin olduğunuz bir ortam sağlıklı güven ortamıdır.

“Korkuyorum”, “üzüldüm”, “şu hatayı yaptım”, “bilmiyorum”, “öğrenmekte zorlanıyorum”, “ben öyle düşünmüyorum, bence yanlış” diyebildiğinizi, bunları dediğinizde yargılanmayacağınızı, anlaşılacağınızı düşünün.

Güvendesiniz demektir.

Resim dersinde öğretmen “hadi bakalım herkes kafasından bir resim yapsın” demiş.

Arkadaşımın kızı da yapmaya başlamış. Öğretmen sıraların arasında dolaşırken onun resmine de bakmış ve:

“Bu ne?” demiş.

“Çiçek” diye yanıtlamış kız.

“Mavi çiçek mi olur, doğru dürüst bir çiçek yap” demiş öğretmeni.

Akşam evde kırgın bir kalple babasına anlatmış bunu.

Öğretmenin kurduğu iletişimin sadece güven kısmına bakalım.

Doğada mavi çiçek vardır, ama belli ki öğretmenimiz bunu bilmiyor. Ama diyelim ki gerçekten de doğada mavi çiçek olmasın, yani dünyada ilk mavi çiçeği bu kısımız çizmiş olsun.

Öğretmen, çocuğa: senin düşünce tarzın yanlış, bu düşünce tarzın ile benden kabul göremezsin.

Herkesin düşündüğü gibi düşünmezsen “sevilmeye layık olmazsın” demiş oluyor.

Çocuk da bunu anlıyor, kalbi kırılıyor ve akşam ailesine anlatıyor.

Bu tür ortamlarla sıkça karşılaşan bir çocuk, kendi düşüncelerine “acaba beğenirler mi, acaba onaylarlar mı?” tedirginliği içinde yaklaşmaya başlar ve yavaş yavaş ortamdaki bu güvenilmezlik çocuğun özgüveninin de zedelenmesine yol açar.

Bir de şunu düşünelim; öğretmenimiz “ooo mavi çiçek yapmışsın, ne kadar değişik. Aklına sağlık, farklı bir bakış açısı görüyorum sende. Hayata ve doğaya farklı bakabilmen ne kadar güzel” demiş olsa çocuk kendisini güven içinde hissedecektir.

Bu türden iletişimlerin en önemlisi hatalar karşısında ortaya çıkıyor. “Ben yanlış yaptığım zaman, bu yanlışım nedeniyle azarlanmam ve yargılanmam” cümlesini rahatlıkla kurabilen bir çocuk yetiştirebilmek çok önemli.

Gitar dersinden çıkan bir çocuk, annesinin yanına yanaştı. Gitar öğretmeni çocuğu övmeye başladı:

“Ödevlerini yapıyor belli ki, parmakları yavaş yavaş gelişiyor, daha da iyi olacak. Bugün de çok iyi çaldı.”

Kız çocuğu keyifle sallanarak ve annesinin yüzüne coşku ile bakarak dinledi bu sözleri. Birazdan anne “hadi kalkalım” dedi.

Kız “anne önce bir tuvalete gidebilir miyim?” dedi.

Annesi “Tamam hadi git bakalım, ben de öğretmeninden senin eksikliklerini öğrenirim” dedi.

Kızın o sıradaki surat ifadesini görmeliydiniz, bozguna uğramış, hüzünlü bir ifadeydi.

Kız çocuğu neler anladı:

Benim başardıklarımdan çok başarmadıklarım değerli, başarılarımın annemin gözünde bir önemi yok. Hatalarım, eksiklerim oldukça kabul görmeyeceğim. Ayrıca insanların arkasından konuşmak da son derece normal…

Siz bu çocuk olsanız bir sonraki gitar dersine şevkle mi gidersiniz, endişe ve tedirginlikle mi?

Anne şunun farkında olmalıydı; gitar gibi, matematik gibi, spor gibi alanlarda hatalar öğrenmenin ön koşuludur. Hata olmadan öğrenmek imkansızdır. Hata kaçınılmazdır.

Benim kızım da hata yapacak, ben bu hataları normal karşılarsam kızımla aramızda bir güven ilişkisi oluşur. Kızım hata yapmaktan kaçınmaz yani öğrenmesi daha mümkün hale gelir.

Hataların önemlilerini önemsizlerini ayırt etmeyi bilmeliyim. Kızım hırsızlık yaparsa bu ana hatalardan biridir, değerlerle ilgilidir ve ben buna izin vermem.

Ama bunu onula iki dost gibi, onu incitmeden konuşurum.

Ama gitar çalmasındaki hataların aslında bir önemi yok.

Böylece kızım şuna güvenir:

Annem, babam çok önemli olmadıkça beni karşısına alıp konuşmuyor.

Demek ki hırsızlık çok önemli ve buna benim de dikkat etmem gerekir.

Ama gitardaki hatam çok önemli değil.

Demek ki hayat, önemli ve önemsiz hatalardan oluşuyor ve benim ailem de önemlilerde beni güçlü biçimde uyarıyorlar.

Ama yaşamın kalanında ben olduğum gibi kabul ediliyorum.

Güven içindeyim.

Anlaşılmayacağınızı, kabul görmeyeceğinizi, duygularınızın ve düşüncelerinizin dinlenmeyeceğini bildiğiniz ortamlardan uzaklaşırsınız, kendi içinize kapanırsınız ve hayat daralır.

Güven hayatı genişleten önemli bir ortam sağlar. Bu ortamlardaki insanlar işbirliklerine girmekten kaçınmazlar.

Fikirlerini ve duygularını paylaşırlar.

Böyle insanların çoğunlukta olduğu toplumlar büyürler ve daha büyük işbirliklerini geliştirmeye gönüllüdürler.

Güven duyalım, duyduğumuzu da gösterelim.

Nurdoğan Arkış

—————


Kapat

Ad Blocker Detected!

Advertisements fund this website. Please disable your adblocking software or whitelist our website.
Thank You!
Play All Replay Playlist Replay Track Shuffle Playlist Hide picture