Evlilikler neden yürümüyor?

Evliliği yürütmede sorun yaşayan eşler aile danışmanlarına hep sorarlar:

“Evliliğin yürümemesini neye bağlıyorsunuz? Ekonomik sorunlar mı? İletişim yetersizliği mi? Kıskançlık mı? Sadakatsizlik mi? Birbirini yeterince tanımamak mı? İlgisizlik mi? Kişilik uyuşmazlığı mı? Eğitimsizlik mi?”

Bütün bunlar sebep değil, sonuçtur; yani buz dağının görünen kısmıdır.

Buz dağının asıl gövdesi nasıl dipte ise, evliliğin yürümemesinin dipteki sebebi de sevgi, saygı ve güven eksikliğidir.

Eşleri birbirine bağlayan harcın malzemeleri sevgi, saygı ve güvendir.

Sevgiyi bir ateşe benzetebiliriz.

Ateşin sönmemesi için devamlı beslenmesi gerekir.

İlgilenilmediğinde ateş nasıl sönerse; sevgi de ihmal edildiğinde söner. Sevgiye her insanın ihtiyacı vardır; ama yaratılış gereği kadının daha çok ihtiyacı vardır.

Sevilmediğini düşünen bir kadın kendisini değersiz hisseder. Kadını evine ve eşine bağlayan şey sevgidir.

Eşinden yeterli sevgi görmeyen bir kadın kendisini evin hizmetçisi gibi hisseder.

“Hem de karın tokluğuna çalışan bir hizmetçi” demişti bir danışanım.

“Eşine neden kendisini sevdiğini söylemiyorsun? Pişirdiği yemekleri yedikten sonra neden eline sağlık demiyorsun? Hizmet davranışları için neden teşekkür etmiyorsun?” dediğimde adam gülerek, biraz da yüzü kızararak:

“Biz böyle şeylere alışık değiliz hocam; babamızdan böyle şeyler görmedik. Babam annemi severdi, ama bunu söyleme gereği duymazdı” demiş; kendisini şöyle savunmuştu:

“Yaptığı hizmetler için teşekkür etmeye ne gerek var; kadındır, bunları yapmak görevidir. Ben de evin erkeği olarak gece gündüz çalışıyorum, evin geçimini sağlıyorum, onları kimseye muhtaç etmiyorum; çünkü bu benim görevim. Bunları yapıyorum diye teşekkür mü bekleyeceğim?”

Eşler arası iletişimde aile kültürü çok önemlidir. Anadolu’da ve Doğu bölgelerimizde erkeğin karısına sevdiğini söylemesi, yaptığı bir hizmet için teşekkür etmesi hoş karşılanmaz, alay konusu edilir.

Diğer taraftan eşine ve çocuklarına zaman ayırmayan erkekler vardır. Evi otel ve lokanta gibi kullanır. İşten başını kaşıyacak vakti yoktur. Akşamlan eve geç gelir, çoğu zaman eve iş getirir.

Karısına iltifat etmek ve sevdiğini söylemek şöyle dursun, bir “Nasılsın?” demeyi bile akıl edemez. Erkek iyi bir iş adamı, tanınmış bir akademisyen, iyi bir baba olabilir; ama bunlar eşini mutlu etmeye yetmez. Eşini mutlu edebilmesi için aynı zamanda iyi bir koca olması gerekir.

Eşler arası geçimsizliklerde suçu hep erkeklerde aramak adaletli bir yaklaşım olmaz.

Kocasından: “Akşam yemeğini yedikten sonra çayını evde bile içmez; doğruca kahvehaneye gider. Gece geç saatlerde eve gelir. Geldiğinde çocuklar uyumuş olur. Oturup iki çift laf edemeyiz. Yorgunum, uykum var, yatacağım” diye yakınan bir hanım danışanıma:

“Hanımefendi, kocanızın neden evinde oturmak istemediğini, akşam yemeğini yedikten sonra neden soluğu kahvehanede aldığını kendi kendinize hiç sordunuz mu? Bunda benim payım ne diye düşündünüz mü? Ya da eşinize neden evinde oturmadığını sordunuz mu?” demiştim. Kadıncağız yüzüme kızgın bir ifade ile bakıp şöyle demişti: “Erkek değil misiniz; bakın siz de onun tarafını tutuyorsunuz!”

Eviyle, eşyasıyla, çocuklarıyla ilgilenmekten kocasına zaman ayıramayan; güne ve çay partisine giderken en şık elbiselerini giydikleri ve takıp takıştırdıkları halde, akşam kocalarını, üzerlerinde kavrulmuş soğan kokusu olan ev kıyafetiyle ve mutfak önlüğü ile karşılayan hanımlar yok mudur?

Bütün gün iş yerinde bakımlı güzel hanımlarla bir arada olan bir erkek, akşam evine döndüğünde karısı ev kıyafetiyle, mutfak önlüğü ile ve saçları dağınık karşıladığında ne düşünür?

Aile üyeleri birbirlerine kan bağıyla bağlı oldukları ve aynı evi paylaştıkları halde, birlikte kaliteli vakit geçirmedikleri zaman birbirlerini tanıyamazlar.

Anne baba çocuklarını, eşler birbirlerini tanıyamadığı için bir kriz anında nasıl iş birliği yapacaklarını, krizi nasıl çözeceklerini bilemezler.

Sevginin olmadığı yerde saygı ve güven de olmuyor. Sevgi, ailede yaşanarak kazanılan bir duygusal yetenektir. Sevilmeyen bir çocuk sevmeyi öğrenemez; sevgiye olumlu karşılık veremez.

Güven duygusu gelişmemiş bir çocuk başkalarından kendisine zarar geleceği endişesi ile onlara bağlanamaz.

Bu çocuk yetişkin yaşa gelip evlendiğinde eşine bağlanmakta sıkıntı yaşar. “Ya bir gün beni terk ederse, ya beni aldatırsa” endişesi taşır.

Anne babası ve aile büyükleri tarafından sevilen çocuk “beni seviyorlar, öyleyse onlardan bana zarar gelmez, onlara güvenebilirim” diye düşünür.

Pedagog Ali Çankırılı

EN ÇOK İZLENENLER

Yazılarımız E-mailinize gelsin!

Send this to a friend