Duygularını ifade edemeyen çocuklar ne hisseder?


Yolda beklerken, bir babanın 5 yaşlarındaki kızına, “Sakın benim yanıma ağlayarak gelme.” dediğini duydum.

Bu çocuğun ileride nasıl bir yaşamı olur acaba?

KAÇINGAN BİREYLER

Kendini değerli hisseden insanlar, duygularını açık ve rahat bir şekilde ifade ediyor.

Ama değersiz hissedenler duygularını çok açmıyor. Çünkü kabul görmeyeceğini düşünüyor.

Neden böyle düşünüyor?

Çünkü küçükken duygularını açtığında, ailesi onun duygularını kabul etmemiş oluyor.

RET SÖYLEMLERİ

Örneğin, bu tür aileler çocuk üzülünce; “Sen çocuk musun?”, “Olayı abartma!” , “Şu anda bunla uğraşamayacağım.”, “Ağlamayı kes. Senin ağlamanı kaldıramayacağım.” veya “Beni sinirlendirme!” gibi ifadeler kullanıyor.

Çocuğa verilen mesaj net: duygunu bana söyleme; seni rahatlatmamı bekleme; kendi duygularını kendin hallet ya da senin duyguların bana yük oluyor.

Bu tür söylemlere maruz kalan çocuk, bir noktadan sonra duygularının değersiz olduğunu düşünmeye başlıyor ve duygularını açmıyor.

Sonra da yaşamları boyunca değersizlik duygusuyla boğuşuyor.

Yukarıdaki baba çocuğunda tam olarak bu duyguyu yarattı.

Ama babayı da suçlayamayız, çünkü onun babası da muhtemelen aynı şeyi ona yapmıştır.

İYİ GİBİ GÖRÜNEN SÖYLEMLER

Bu kadar olumsuz söylemlerde bulunmuyorum, diyebilirsiniz. Ama bazen aileler iyi bir şey söylediğini zannederek, aslında çocuklarının duygularını bastırıyor ve dolayısıyla reddediyor.

Örneğin, çocuk üzülünce; “Üzülme. Bir dahasında daha iyi yaparsın.” , “Buna üzülür mü insan?” ya da “Üzülme. Alt tarafı bir ders.” gibi ifadeler kullanıyor.

Anne/baba zannediyor ki çocuk bu durumda iyi hissedecek. Ama tam tersi çocuk “Üzülmek kötüdür.” demeye başlıyor.

Üzüntüsünü saklamayı veya paylaşmamayı öğreniyor.

FIRTINALI BİR YAŞAM

Ne acıdır ki çocuğun içinde fırtına kopuyor, ama aile çocuğa duyguları saklamayı öğrettiği için ona destek çıkamıyor ve rehberlik yapamıyor.

Çocuk yalnız bir yaşam sürüyor.

İleride kimseye bağlanamıyor. Çünkü bağlanırsa, yani duygusunu ifade ederse, reddedileceğini düşünüyor.

Bazı insanlar da reddedilme riskini almamak için hiç bağlanmıyor. Dolayısıyla sağlıklı ilişki kuramıyor.

Peki, bir çocuğun duygularını bastırdığını nereden anlarsınız?

NEREDEN ANLARSINIZ?

Çocuğunuzun üzgün mü mutlu mu anlayamıyorsanız, üzüntüsünü ve mutluluğunu doya doya yaşamıyorsa, çok sevinçli görünmüyorsa, çoğu durumda duygusuz ifadeler takınıyorsa, üzüntülü anları acizlik olarak görüyorsa, güçlü görünmeye çalışıyorsa, ona duygu gösterisinde bulunduğunuz zaman, rahatsız oluyorsa, çok yardım talep etmiyorsa; muhtemelen duygusunun reddedileceğini düşünüyordur.

NE YAPMALI?

Ailenin görevi çocuğun üzüntüsünü gidermek değil, üzüntüyü en sağlıklı şekilde yaşamasını ve yönetmesini sağlamaktır.

Bunun birçok yöntemi var.

Ama bir tanesi olumsuz durumları öğrenme anı olarak görmektir.

Olumsuz bir durumda, çocuk duygularını ifade etmeli, aile yargılamadan dinlemeli, durum birlikte analiz edilmeli ve durumdan ders çıkartılmalı.

Bu durumda çocuk kabul edilmiş hisseder ve üzüntüyü doğal karşılar.

Kısacası, çocuklar tüm olumlu ve olumsuz duygularını ifade etmeli.

Amaç onları bastırmak değil, çocuğun bu duyguları sağlıklı bir şekilde yaşamasını sağlamak olmalı.

Bunu deneyimleyen çocuk kendini her zaman değerli hisseder.

Dr. Özgür Bolat


Arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz

Ad Blocker Detected!

Advertisements fund this website. Please disable your adblocking software or whitelist our website.
Thank You!

Send this to a friend