Çocuklar arası cinsel taciz ve Çocuk cinsel istismarıyla ilgili doğru bilinen yanlışlar

Bundan 3 gün önce İzmir’ de 13 yaşında bir çocuğun 7 yaşında bir çocuğa cinsel tacizde bulunmasının ardından aileler ayaklanmış, şikayet için yetkililere başvurmuştu. (9 Kasım 2013)

Henüz 13 yaşında bir çocuk nasıl olur da 7 yaşında bir çocuğa bunu yapmaya yeltenebilir? Sebepleri ne olabilir?

Uzman psikolog Serap Duygulu’nun görüşleri şu şekilde:

– Genellikle çocuklara yönelik cinsel taciz vakalarını duyarız ve hepimiz çocuklarımızı korumaya çalışırız. Ancak son yıllarda çocuğa yönelik taciz olayları hepimizi sarsan bir şekilde yön değiştirmeye başladı. Çocuğa yönelik taciz, çocuğun çocuğa yönelik tacizi olarak gündeme geldi.

– Geçmişte yani bundan 15-20 yıl kadar önce çocukluk çağları dediğimizde 16-17 yaşlara kadar olan süreci anlardık. Sonrasında ergenlik ve genç erişkinlik diye bilirdik.

Ancak son yıllarda çevresel etkenler ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak ergenlik 9-10 yaşlara kadar düştü. Hatta 7 yaşında erken ergenlik nedeniyle tedavi gören çocuklar var.

– Baktığınızda bu çocuklar yine çocuk ama hormonal ve duygusal açıdan ergenlikteler. Bu da, cinsel hormonların da faaliyete geçtiği anlamına geliyor. Bu süreçte çevresel faktörleri de dikkate almak gerekiyor elbette.

– Eskiden çocukların masumiyetini korumak ve onları yetişkinlerin sapkın cinsel dürtülerinden sakınmak gibi bir sorunla baş etmeye çalışırken, şimdi çocuğu çocuktan korumak zorunda kalıyoruz. Bu iki kat artan tehlike demek aslında.

– Çocuklar okulda, sokakta, evde, arkadaş ortamında beraberler. Akran çocuklar arası veya yaşı biraz daha büyük çocuk ve ergenlerin daha küçük yaştaki çocuklara yönelik cinsel eylemleri oldukça tehlikeli bir hale geldi.

Çocuklar arası cinsel merak ve ilgi değişen ve gelişen hormonal yapıları nedeniyle doğal karşılanmalı. Ancak bu merak arkadaşına yönelik eyleme döküldüğünde durum taciz olarak tanımlanabiliyor.

Peki ne oluyor da çocuklar arkadaşlarına karşı cinsel eylemlere yöneliyorlar?

– Çocuklar bizim anlamadığımız kadar hızlı bir değişim geçiriyorlar aslında. Özellikle son yıllardaki hormonlu gıdaların ve giderek bozulan çevresel şartların da bunda payının olduğu araştırma verileriyle ortada.

-Bunun dışında anne baba ilişkisi ve aile tutumları çok önemli: Arkadaşını taciz eden her çocuk kişilik bozukluğu yaşayan ya da olumsuz aile koşullarında büyümüş çocuk değildir.

– Çocuklar için çevrelerinde gördükleri ve duydukları şeylerin onlar için model oluşturacağını bilmek gerekiyor. O nedenle doğru anne baba tutumları, sağlıklı aile ortamı ve çocukla açık iletişim diye ısrarla vurguluyoruz.

Çocuklara mahremiyet duygusunu erken yaşlarda vermek, hem onun mahremiyetine saygı duymak hem de kendi mahremiyetimizi korumak zorundayız.

Toplum olarak cinselliğe bakış açımızın da ikiyüzlü olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Çocuklara ve gençlere sağlıklı bir cinsel eğitim verilmeli. Cinsellik bizim gibi içe kapalı toplumlarda hala bir tabu olarak görülüyor, ayıp, yasak, günah kavramları ile etiketleniyorken, yazılı ve görsel medyada durum böyle değil.

– Neredeyse her dizide yakın akrabalar arasında bile yaşanan karışık ilişkiler, bizi biz yapan akrabalık ve aile kavramlarımıza ters değil mi? Çocuklar sağlıksız, saldırgan, olumsuz örneklerle özdeşim kurmamalı.

– Üstelik yetişkinlerin cinsel taciz ve tecavüz haberleri her gün gündemi oluşturan en önemli olaylar arasında yer alıyor Bu bile bir risk.

– Akıllı telefonlar, tablet bilgisayarlar ve sosyal ağlar olarak bilinen paylaşım platformları yoluyla her an her türlü bilgiye ulaşabiliyorlar. Bu da merak duygularını ve özdeşim kurduğu sağlıksız modelleri hayata geçirmeleri için teşvik edici nitelik kazandırıyor.

-Aile içinde şiddet gören ya da tacize uğrayan çocukların bu tür bir eyleme yönelebileceğini göz önünde bulundurmak gerek.

Hepsinden öte asıl bilinmesi gereken şu ki, çocuklar bazı şeyleri erkenden öğrenebilirler ama bu öğrendiklerinin ahlaki muhakemesini yapacak düzeyde bir gelişim düzeyinde olamayabilirler.

Çocuk ekranlarda gördüğünü, duyduğunu, arkadaşıyla denemek isteyebilir, zor kullanarak uygulayabilir de…

Ama bu eylemin nelere yol açabileceğine dair kesin bir yargısı oluşmamıştır.

Bilişsel anlamda o olgunluğa henüz ulaşmamıştır. Onun için yaptığı şey sadece hormonlarının etkisiyle harekete geçmektir.

Çocuklar öfke ve cinsellik gibi duygularını kontrol altına alamazlar, genellikle dürtüleriyle harekete geçerler.

Dolayısıyla çocuğun çocuğa yönelik cinsel tacizini sapkınlık olarak nitelemeden önce, ortam şartlarını değerlendirmek ve çocuğun henüz bilişsel gelişimini tamamlamamış bir birey olduğunu unutmamak gerekiyor.

Aylin Çalışkan

Çocuk cinsel istismarıyla ilgili doğru bilinen yanlışlar

1- Çocuklarda cinsel istismar nadir görülen bir durumdur.

İstismarın neden olduğu utanç, suçluluk gibi tepkilerden dolayı cinsel istismar çoğu kez
gizlenmekte, aile içinde sır olarak saklanmaktadır.

Bu nedenle gerçek istatistiksel verilere ulaşmak zordur. Dünya sağlık örgütü verilerine göre kadınların % 15-20, erkeklerin % 5-10’u hayatının bir döneminde cinsel istismara uğramaktadır.

2- Sadece kız çocukları risk altındadır.

Yapılan araştırmalarda, cinsel istismara uğrama sıklığının cinsiyetlere göre oranı; her 5
kız çocuktan ve her 10 erkek çocuktan biri olarak bildirilmektedir. Kızlara göre erkeklerde saptanan düşük oranlar nedeniyle, erkek çocuk cinsel istismarının nadir olup olmadığı tartışılmaktadır.

Ağır basan görüşlerden biri; yardım aramanın erkekliğe yakışmayacak bir davranış olduğu, ömür boyu damgalanacakları homoseksüel olarak değerlendirilme korkuları nedeniyle erkek çocuk ve aileleri yaşadıkları deneyimleri
anlatmakta daha isteksizdir.

3- Sıklıkla düşük gelirli ailelerde yaşanır.

Alt sosyoekonomik gruplarda, yani yoksul ailede yetişen çocuklarda fiziksel ve psikolojik istismar ile çocuk ihmalinin daha sık olduğu pek çok araştırmada gösterilmiştir.

Klinik değerlendirmeye gelen cinsel istismar olgularının bir kısmında sosyoekonomik düzey düşüktür; ancak bu diğer istismar türleri ile kıyaslandığında daha az belirgindir.

Unutulmamalıdır ki cinsel istismar, her türlü sosyoekonomik, sosyokültürel düzeyde gözlenebilir.

4- İstismarcılar, dışarıdan fark edilebilen anormal davranışları olan yabancı kişilerdir.

Cinsel istismar ve tecavüz konusunda son 50 yıldır yapılan araştırmalar istismarcının
çoğunlukla erkek, çekirdek aile, geniş aile, yakın çevre ya da eğitim kurumlarından;
çocuğun, hatta ailenin de tanıdığı biri olduğunu göstermektedir.

Cinsel istismar ve tecavüzü yapan kişiler evli, çocuklu, meslek sahibi kişiler olduğunda tespit edilmesi ve ortaya çıkması daha zor olmaktadır.

5- Parklar, umumi tuvaletler, ıssız sokaklar, karanlık yerler, boş inşaat sahaları cinsel
istismarın gerçekleşebileceği tehlikeli bölgelerdir.

Cinsel istismar her ortamda olabilir. Özellikle yakınlar tarafından olduğunda sıklıkla
sokakta, arazilerde değil; çocuğun bildiği, güvende hissettiği mekanlarda gerçekleşir.
Olayın olduğu yer genellikle ev, okul gibi çocuğun içinde bulunduğu yakın çevresidir.

6- Çocuk sesini çıkarmadıysa rızası vardır.

Çocuk istismarında çocuğun rızası diye bir kavram yoktur, çocuğun kendinden yaşça
büyük birinin isteklerini sessiz kalarak yerine getirmesi, bunu kabul ettiği anlamına
gelmez. İstemediği söz ve davranışlara itiraz etmemesi, rıza göstergesi değil, her anlamda
gücünün yetmemesi ile ilişkidir.

Ayrıca, çocuklar durumun ciddiyetini anlamlandıramadıkları için, küçük hediyeler,
ödüller verilerek kandırılabilir. Çocuk ödülü kabul ettiği için istismarcı tarafından
ailesine söyleme tehdidiyle korkutulabilir ve bu şekilde istismar sürdürülebilir.

7- Çocuklara uslu, akıllı, açıkgöz olmalarını söyleyip, sık sık uyarırsak onları
tehlikelerden korumuş oluruz.

Çocukları korumanın bilinen en etkili yolu, onlara cinsel istismarla ilgili bilgilendirme
eğitimi vermektir. Pek çok ebeveyn cinsellikle ilgili konuşurken zorlanır.

Konuşma içeriği sadece akıllı, uslu olmalarını, ıssız yerlerde dolaşmamalarını tembihlemekle sınırlı kalırsa, bu nasihat bilgilendirme yerine geçmez, çocuğunuzu korumuş, onu cinsel
istismarla yeterince bilgilendirmiş olmazsınız.

8- Çocuklar olan biteni çabuk unuturlar. Akıllı, olgun çocuklar bu deneyimi kolay
atlatırlar.

Cinsel istismar, çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından ciddi derecede zarar vericidir. Çocuğun özgüvenini, cinselliğini, ilişkilerini, tüm hayatını etkileyebilecek ağır bir yüke dönüşebilir.

Risk grupları

Her yıl 1.6 milyon çocuğun fiziksel, cinsel, duygusal istismar ya da ihmal yaşadığı;
1000’den fazla çocuğun bu nedenlerle öldüğü tahmin edilmektedir.

Cinsel istismara maruz kalan çocukların yaşa göre dağılımları incelendiğinde;

%30’unun 2–5,

%40’ının 6–10,

%30’unun 11-17 yaş grubunda olduğu görülmektedir.

Bir başka deyişle olguların %70’ini küçük yaş grubu oluşturmaktadır.

Bu veriler adli birimlere yansıyan olgulardır.

Cinsel İstismarda Risk Etmenleri
• Yaşının küçük olması
• Bazı ruhsal, zihinsel ve fiziksel gelişimsel bozuklukları
• Süregen tıbbi hastalığının olması
• Fiziksel yetersizliğinin bulunması

Koruma

Çocuk ihmal ve istismarının gerçekleşmeden durdurulması amacıyla tüm çocuklara ve
topluma yönelik koruma programlarını kapsayan; tüm çocukların ve ailelerin içinde bulunduğu koşulların iyileştirilmesi, ailelerin eğitimleri ve yaşam kalitelerinin arttırılması, olası risklerin ortadan kaldırılmasına dayalı çalışmalar yapılmalıdır.

Cinsel istismarla ilgili bilgilendirme, çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olarak
olabilecek en erken yaşta başlamalıdır.

Çünkü her yaşta çocuk istismar mağduru olabilir.

Konuşmaya ve isteklerini anlatmaya başladıkları iki yaşında vücut parçalarının isimleri
öğretilerek güvenmedikleri, istemedikleri zaman özel bölgelerine dokunulunca “hayır”
demeleri öğretilmeye başlanabilir.

Çocuklara farklı konularda hayır deme becerisini kazandırmak, hayatın her alanında
önemlidir. Çocuğu zorla öpmeye, sarılmaya çalışmamak, bedeninin ona ait olduğunu
anlatmak, rahatsız olduğunda kendisine dokundurtmama hakkı olduğunu öğretmek, kendi
bedensel sınırlarını algılayabilmesi açısından çocuğa yardımcı olur.

Çocuğun ebeveyn dışında birileriyle tuvalete gönderilmemesi, banyo yaptırılmaması,
tanıdık olsa da bir başkasıyla aynı yatağı paylaşmasına izin verilmemesi; ebeveynlerin bu
konuda birbirleriyle uyumlu, dikkatli ve istikrarlı tutum sergilemeleri de cinsel
istismardan koruma açısından önemlidir.

Ebeveynlerin çocuğun cinsellikle ilgili sorularını telaşlanmadan konuşabilmeleri, ihtiyaç
duyduğunda çocuğun kendilerine yaklaşıp, rahatça konuşabilecekleri mesafe
oluşturabilmeleri, istismarı durdurabilmek açısından koruyucudur.

Çocuk istismara uğradıysa, tehlikeden korunduğuna, istismarcı ile bütün bağlarının
kesildiğine, onun durdurulduğuna inandığında ve ailesinin ona inandığını hissettiği
zaman korunmuş olur.

Türkiye, Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde 1989 yılında toplanan “Çocuklar için
Dünya Zirvesi”nde ilk kez imzaya açılan Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne ilk imza veren
devletler içinde yer almıştır.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “Bu sözleşmeye taraf devletler, çocuğun her türlü bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkar muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar ve çocuğa karşı her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi verirler” şeklinde düzenlenmiştir.

Basın ve medya, cinsel istismar olguları ile ilgili bilgileri yayınlarken saldırıya uğrayan
kişinin kimlik bilgilerinin, görüntülerinin ve kimliğini ortaya çıkarabilecek diğer
bilgilerin gizli kalmasına özen göstermelidir.

Tüm yönleriyle çocuk istismarı ve yarattığı ruhsal sonuçlar toplumun ve ülkeyi
yönetenlerin sürekli olarak önemli gündem maddelerinden birisi olmalıdır.

Devlet çocukların sağlıklı ruhsal gelişimlerini sağlayacak bir aile ve yaşam ortamı sağlamak, bunu engelleyen sosyal, kültürel ve ekonomik koşulları ortadan kaldırmak, buna yönelik
çocuk politikaları geliştirmeye katkıda bulunmak, elverişsiz koşullarda yaşamını sürdürmek zorundan kalan çocukların istismar kurbanı olmalarını önlemek, gereğinde onları koruma altına almak ve onarmak, bunun yanında çocukların ve erişkinlerin sağlık sisteminden tamamen ücretsiz yararlanmalarını sağlayan ve kolaylaştıran koruyucu sağlık uygulamalarını geliştirmek için gereken yasal ve idari düzenlemeleri yapmak zorundadır.

Erken müdahale ve değerlendirme ilkeleri

Ebeveynler öncelikli olarak istismara uğrayan çocukları ile güvenli bir ortamda, çocuğu korkutmadan, destekleyici bir tutumla, sakin bir ses tonuyla konuşmalıdır. Konuşan kişinin sakinliği, çocuğun sakinleşmesine ve kaygısının artmamasına yardımcı olur.

İstismara uğrayan çocuğa son günlerde kendisine hoşuna gitmeyen şekilde dokunan veya
hoşuna gitmeyen şeyler yapmaya zorlayan birileri olup olmadığı sorulabilir.

Çocuğun ilk açıklamasına verilen tepkiler çok önemlidir. Çocuk kötü bir olay anlatmasına rağmen, ebeveynlerinin destekleyici tutumu ile karşılaşırsa, dışlanmadığını, suçlanmadığını ve kabul gördüğünü hissederse konuşmaya devam eder, duygularını rahatça ifade edebilir.

Çocuğun yaşadığı travmayı konuşabilmesi iyileştiricidir ve cinsel travmanın uzun dönemli olumsuz etkilerini azaltır. Çocuk konuşurken sözü kesilmemeli, aşırı soru sorulmamalı, suçlu veya kendisine inanılmadığını hissettirecek ifadelerden kaçınılmalıdır.

Çocuk olanları anlatırken, istismarcının ona zarar vereceğinden, ebeveynlerini üzüp
kızdıracağından, ailenin dağılacağından ya da ailesinden koparılacağından korkabilir.

Burada çocuğu korkutmamak, açıklamasının ardından kendisinin veya olmayan
birilerinin cezalanmasına sebep olacağını düşündürmemek önemlidir.

Çünkü maalesef çoğu zaman istismarın kaynağı çocukların tanıdığı ve sevdikleri yetişkinler arasından çıkar ve çocuklar konuşarak onlara zarar vermekten korkup çekinebilirler. Çocuk yakını olan istismar eden kişiyi korumak zorunda hissetmemelidir.

Çocuğa olanların onun suçu olmadığı, ailesinin, istismar etmeyen yakınlarının, onu sevmeye devam ettiği açıkça söylenmelidir. İstismar hiç yaşanmamış gibi davranmak, konunun üstünü örtmek çocukların böylesi ciddi bir olayın üstesinden tek başına gelmesini beklemek, çocukta yalnız bırakıldığı hissi yaratır, yarardan çok zarar verir.

Susmak veya susturmak yaraları derinleştirirken, konuşmanın iyileştirici olduğu
unutulmamalıdır.

Çocuk, tacizcinin ona tekrar zarar vermesi ihtimaline karşı korunmalıdır. Bu noktada adli
makamlarla iletişime geçmek gerekir.

Olası tıbbi sorunlarının tedavisi için tıbbi yardım alınırken bir ruh sağlığı profesyoneli ile iletişime geçerek çocuğun değerlendirilmesini ve gerekli görülen desteği almasını sağlamak önemlidir.

Olayın açığa çıkması sonrasında çocuğa adli süreçler konusunda bilgilendirme yapmak gerekir.

Ona nasıl bir süreç yaşanacağını önden basitçe anlatmak süreci daha az sorunlu
yaşamasına yardımcı olacaktır.

Kaynaklar

1. Gölge ZB (2005) Cinsel Travma Sonrası Oluşan Ruhsal Sorunlar, Nöropsikiyatri Arşivi, 42 (1-2- 3-4): 19-28

2. Oates RK (1987) The consequences of child sexual abuse: A review of recent research, Aust. Paediatr. J. 23, 267-270

3. Zoroğlu SS, Ümran T, Şar V (2001) Çocukluk dönemi istismar ve ihmalinin olası sonuçları, Anadolu Psikiyatri Dergisi ; 2(2):69-78

4. Kara B, Biçer Ü, Gökalp AS (2004) Çocuk İstismarı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi; 47:140-151

5. Taner Y, Gökler B (2004) Çocuk istismar. ve ihmali: psikiyatrik yönleri, Hacettepe Tıp Dergisi ;35:82-86

6. Tong L, Oates K, Mcdowell M (1987) Personality Developmental Following, Child Abuse &
Neglect. Vol. 11, pp. 371-383

7. Niclas L, Enebrik P, Lauren E M (2013) Preventing sexual abusers of children from reoffending:systematic review of medical and psychological interventions, BMJ 2013;347:f4630

8. Turhan E, Sangün Ö, İnandı T (2006) Birinci Basamakta Çocuk İstismarı ve Önlenmesi, Sürekli Tıp Eğitim Dergisi, 2006 • cilt 15 • sayı 9 • 157

Dr. İmran Gökçen Yılmaz (*), 

Dr. Aybüke Tuğçe Mustan (**)

(*) İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı

(**) Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı