Çocuğunun canının sıkılmasına izin veremeyen ebeveynler!

Ülke çapında, ebeveynlere ve ailelere yaptığım tüm konuşmalarda, muhtemelen en sık karşılaştığım soru şu:

Çocuğum “sıkıldım” dediğinde ve ona elektronik bir cihaz vermek istemediğimde ne yapmalıyım? 

Daha bu hafta, bir anne bana çocuğunun ona sürekli “Sırada ne var? Çok sıkıldım, şimdi ne yapmalıyım?” diye yakındığından bahsetti.

Bu anne günümüzdeki çoğu ebeveyn gibi, oğlunun her anını meşgul etmek, can sıkıntısından acilen kurtulmak ve onu oyalayacak etkinlikler sağlamak için muazzam bir baskı hissediyor.

Sıkılmak korkutucu bir deneyim halini aldı ve biz ebeveynler olarak bu duruma acilen müdahale etmeliyiz.

Can sıkıntısı artık, çocuğun kendi başına yenmesi gereken bir şey olmaktan çıktı, ebeveynlerin problemi haline geldi.

Can sıkıntısı, çocuklarımızın dayanmak zorunda olmadığı bir hal.

Çocuklarımızın sıkılmasına izin vermek, onları ciddiye almamak ihmalkarlık işareti bile olabilir.

Can sıkıntısını tam olarak yaşanamamış, ilginin yoksun olduğu bir an olarak görüyoruz ancak yanılıyoruz.

Buna ek olarak, can sıkıntısını bir nevi yokluk, bir şeylerin eksikliği olarak hissediyoruz.

Bir “hiçlik” hali: Yapacak hiçbir şey yok, düşünecek hiçbir şey yok, öğrenecek hiçbir şey yok, birlikte olacak hiçbir şey yok, oynayacak hiçbir şey yok, deneyimleyecek hiçbir şey yok. Can sıkıntısı, bizim gördüğümüz şekliyle boş ve ıssız.

Can sıkıntısından korkmamızın sonucu olarak, dikkatlerini sürekli bir yerlere vermelerini sağlayarak çocuklarımızı aşırı odaklanmaya teşvik ediyoruz.

Biz bunu yaparken, teknoloji yeni bir “normal”, yani sürekli bir meşguliyet yarattı.

Teknolojinin gelişmesiyle beraber, çocuklarımızın (hatta biz yetişkinlerin) kesintisiz bir eğlence ve keyifli bir meşguliyet halinde yaşaması gerektiği beklentisi oluştu.

Teknoloji, bize ücretsiz ve sonsuz bir dünya sunarak bu beklentiyi karşılayabilliyor.

Hatta, daha fazlasını öğrenmek, daha fazlasını yapmak, daha fazla iletişim kurmak ve daha fazla “yaşamak” kisvesi altında sürekli bu dünyadan beslendiğimiz için kendimizi takdir bile ediyoruz.

Maalesef, çocuklarımızın kendi boş vakitlerini idare etme kabiliyetlerine güvenmeyi bıraktık. Boş zamanın ne kadar değerli olduğunu görmeyi; “sıkıldım!” yakarışındaki olasılıkları ve potansiyeli görmeyi bıraktık.

Dikkatimizi vereceğimiz bir obje olmadan zaman geçirememeyi öğrendik. Gerçek şu ki, çocuklarımızın hayal gücüne ve gerektiğinde üretmeyi bilen insan yaratıcılığına olan inancımızı kaybettik.

Sıkıldığımızda, çok önemli iki şey (ve burada bahsetmeye yerim olmayan daha birçok şey) meydana gelir. İlk olarak, hayal gücümüzü kullanmamız ve onu besleyecek şeyler üretmemiz gerekir.

Bu, küçümsenmemesi gereken bir beceri. Bazı insanlar bana şöyle diyor:

“Ama Nancy, çocuklarımızın kendini meşgul etme becerisine ihtiyaçları yok artık, çünkü eğlenmek ve meşgul olmak için teknolojiyi kullanabilirler. Bu kullanılmayan, demode bir beceri.”

Hayatımızın geri kalanı boyunca teknolojiye bağlı kalsak da, bu önermeye katılmak, artık arabalarımız olduğu için yürümeyi öğrenmeye gerek olmadığını söylemekle eş değer.

Can sıkıntısından kaçınmak için varolan imkanların ne kadar ulaşılabilir ya da çeşitli olduğuna bakılmaksızın; kendi kendine oyun oynama, yaratma, üretme ve kendi kendine yetme, sağlıklı bir insanın gelişiminde hala büyük önem taşıyan temel becerilerdendir.

Hayal gücü ve yaratıcılık becerilerini geliştirmek ebeveynler olarak bizim sorumluluğumuz.

Bunu yapmamızın yolu büyük ölçüde, çocuklarımız küçükken henüz “tohum” halinde olan bu becerilere oynama, evrilme, çalışma ve oluşma şansı vermekten geçiyor.

Can sıkıntısı bu tohumlar için su görevi görüyor.

Çocuklarımızın dikkatini çekecek her şeyi biz sağladığımızda, aslında onların hayal güçlerini ve yaratıcı kapasitelerini köreltiyor, öldürüyoruz.

İkinci olarak, eğer bir çocuk “sıkıldım” diyorsa, ilgisini çeken bir şey bulamadığındandır. Ancak bunun için nereye bakıyor? Genellikle, kendisinin dışında bir şeyler arar.

Sıkıldığımızı söylediğimizde, bunun sebebi özünde, kendi dikkatimizi kendimizden uzaklaştıramamamızdır. Bu durumda kendi başımıza kalırız, dikkatimizi verebileceğimiz tek şey de yine kendimiz oluruz.

Maalesef, kendimizi sıkıcı, hatta bir hiç olarak görmeye koşullanmış durumdayız.

Çocuğumuz sıkıldığı için onun önünde telaş içinde yapacak bir şeyler bulmaya çalıştığımızda; çocuğumuzda ‘tek başına, kendisine bir şey eklemeden hiçbir şey yapamayacağı’ inancını yaratmış ve bunu desteklemiş oluruz.

Can sıkıntısı bizlere olağanüstü bir şey sunuyor:

Kendimizle ilgilenme, zaman geçirme ya da en azından kendimize eşlik etmeyi hoş görmeyi öğrenme fırsatını tanıyor.

Aktivitelerimiz arasındaki boşluklar, dikkatimizi kendi düşüncelerimize ve duygularımıza yöneltmek, belki de can sıkıntısını tam anlamıyla tecrübe etmek için bir fırsat.

“Dikkatini can sıkıntısına vermek, sıkıcı mıdır?” diye sorabiliriz. Dikkatimizi yönelteceğimiz, meşgul olacağımız bir obje olmadığı zaman geriye “oynayacak” sadece kendimiz kalıyoruz.

Teknoloji artık çocuklarımızın tüm vaktini tüketmesine olanak sağlasa da, çocuklarımızın öğrenebilecekleri en değerli beceriler, tek başına kalabilme ve kendiyle vakit geçirmekten korkmama becerileridir.

Can sıkıntısında, kendi varlığımızın dikkatimizi vermek için değerli bir istikamet haline gelme olasılığı yatıyor.

Çocuğunuzun sıkılmasına izin vermeniz sorun değil, hatta bunu yapmanız çok büyük önem taşıyor. Çocuğunuz can sıkıntısından şikayet ettiğinde ona şöyle deyin:

“Arada sırada canının sıkılması kötü bir şey değil, bu canını yakmaz ve sana şu anda anlayamayacağın bir şekilde yardımcı olacak.”

Ve tam odadan çıkmadan önce, sadece kendinize de olsa şunu fısıldayın:

“Senin canının sıkılması, benim bir ebeveyn olarak işimi doğru yaptığım anlamına geliyor.”

Çeviri: Zeynep Topal

Kaynak: https://www.psychologytoday.com/us/blog/inviting-monkey-tea/201801/can-i-let-my-child-be-bored

EN ÇOK İZLENENLER

Kız çocukları neden babaya daha düşkündür?

“Kız çocukları neden babaya daha düşkün olurlar? Anne çocuk ilişkisi nasıl olmalı? Aşırı ilginin çocuğa verdiği zararlar... Çocuklarla ne kadar ilgilenilmeli?” -Alişan Kapaklıkaya

Azap Osman çocuğunu neden bir tüfeğe değişmişti?

25 Aralık Gaziantep'in düşman işgalinden kurtuluş günüdür. Şimdi birilerine herhangi bir gün gibi gelebilir ama bu öyküyü dinlediğinize herhangi bir gün olmadığını anlayacaksınız. Dilerseniz tamamını videonun...

“Çocuklarınıza bu soruyu her gün mutlaka sorun”

'Sıradışı sınıf öğretmeni' olarak tanınan Ahmet Naç, çocukları mutlu etmenin, bir birey olmalarını sağlamanın, araştıran, sorgulayan çocuklar yapmanın tek bir soru ile mümkün olduğunu...

Eşiniz ailesinin yanında farklı davranıyorsa…

Eşiniz ailesinin yanında farklı davranıyorsa nasıl davranmalı? -Zafer Akıncı  
video

Alişan Kapaklıkaya’nın herkesi duygulandıran hikayesi

Alişan Kapaklıkaya'nın çocukluk hatırasını anlattığı "Siyah Pantolon" hikayesi herkesi duygulandırdı. Sevdiklerinize sevginizi mutlaka gösterin... Bütün Babalar mutlaka izlemeli...  

Boşanmayı çocuğa kim, nasıl söylemeli?

Evliliklerde boşanma süreci... Boşanmayı çocuğa kim, nasıl söylemeli? -Prof. Dr. Üstün Dökmen Ayrıca aşağıdaki videoyu da izlemenizi öneriyoruz... "Boşanma kararı çocuklara nasıl açıklanabilir?" -Psikolog İrem Polat
video

Çocukların sorumluluk bilinci nasıl geliştirilir? – Doğan Cüceloğlu

Anne - babalar çocuklarına sorumluluk duygusunu  nasıl kazandırabilir? -Doğan Cüceloğlu

Ergenlerle iletişimin püf noktaları

Ergenliğe giren çocukla iletişimde ilk adım... Psikolog Yazar Prof. Dr. Üstün Dökmen'den ebeveynlere ergenlik dönemine girmiş çocuklarla iletişimin nasıl olması gerektiğine dair ipuçları veriyor... Daha fazla...

Arkadaşınıza gönderin!