"Ben Olamadım Yavrum Olsun" Sendromu

“Ben Olamadım Yavrum Olsun” Sendromu


0

Bir bebek dünyaya geldiği an, tıbbın ve ebeveynlerinin ona uygun gördüğü evreleri başlamış bulunuyor. İlk olarak yenidoğan süreci var; potansiyeli de kendisinden beklenenler de belli. Onu, bebeklik dönemi izliyor.

başarılı çocuk ile ilgili görsel sonucu

Ne kadar süreceği, üç aşağı beş yukarı hangi gelişimleri kaydedeceği biliniyor. Daha sonra çocukluk dönemi başlıyor. Hemen arkasından da kursiyerlik dönemi geliyor. Bebek bakım ve çocuk gelişim kitaplarının hiçbirinin yazmadığı, ancak her çocuğun yaklaşık 5 yaş itibariyle adım attığı dönem.

Kısaca tanıtmak gerekirse; yavrumuz anne ve babasının öngörüsüyle, akla gelebilecek her türlü kursa yazdırılıyor. Birinden çıkıp, diğerine giriyor. Aileler son derece mütevazı; hepsinden üstün başarı madalyası bekliyor. Malum dönem yıllar boyunca sürüyor.

Ta ki çocuk yetenekli olduğu, severek katıldığı kurstan dahi ikrah getirip, isyan edene kadar. Nitekim her çocuğun sabır seviyesi bir diğerinden farklı olduğu için bu dönemin bitişine dair net bir zamanlama bulunmuyor.

Ancak emin olunuz ki, eninde sonunda her çocuk isyan bayrağını çekecek, kurs kelimesini cümle içinde dahi kullanmaktan kaçınacaktır. Ne de olsa, bu da candır!

Şefkatten Çok Hedefimiz Var

Bizden önceki nesillerin anneliği için en uygun tanım; şefkat anneliği olabilir. Saymakla bitmeyecek onlarca meziyetleri vardı ama en çok dağıtıp dağıtıp bitiremedikleri yoğun bir şefkatin sahibiydiler. En birincil hedefleri, yavrularına huzur vermekti.

Ağladığımızda bluzlarının üzerine burnumuzu silmemize ses etmemek, canımız sıkıldığında omuz olmak, üşürsek kucaklarında sımsıcak yapmak gibi bir misyon üstlenmişlerdi. Yatmadan önce içilen ılık süt gibilerdi. Müthiş saygı duyuyorum ve düşününce bile kendimi mutlu hissediyorum.

Ancak dost acı söyler; biz öyle değiliz. Bizler, hedef anneleriyiz. Bizim de kucağımız fena değil, ağlayacak olana zaman zaman omuz da olabiliriz. Ama bizlerin herşeyden önce yavrularımız için biçtiği hedefleri ve bu hedeflere ulaştırma çabası var.

İşte kursiyerlik dönemi, tamamen bizim neslin annelerinin ortaya çıkardığı bir gelişim süreci. Tesadüfün böylesi, koyduğumuz hedefler bizim onun yaşındayken yapamadıklarımızla birebir paralellik gösteriyor. Yazın bir kenara; loğusalık sendromundan çok daha tehlikeli; “ben olamadım yavrum olsun sendromu”.

Kötü niyet katiyen yok, tamamen çocuğumuzun iyiliği için harekete geçilen bir durum. Hatta niyetler o kadar temizki, aynı çocuğun bir gün içerisinde hem bale, hem yüzme, hem jimnastik, hem de tenis kursuna gidemeyeceğini bile görmemize engel oluyor.

Maymun İştahlı Ne Olacak!

Bizler istemez miyiz; çocuklarımız hem iyi bir yüzücü olsun, hem satrançta rakip tanımasın, hem jimnastikte kazandığı madalyalarını koyacak yer bulamasın, hem de aranılan bir balerin olsun. Ancak arada bir yeryüzüne inmek ve gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor.

Şu an mevcut tabloyu söyliyeyim; ortada oradan oraya pinpontopu gibi seken, tamamen görev bilinciyle, hiçbir zevk almadan, zevk almadığı için başarı da gösteremeyen kalabalık bir kursiyer çocuk grubuyla karşı karşıyayız. İşin saçma yanı; olur da çocuğumuz kurslardan bıkıp usandığını söylerse diye dilimizin ucunda “maymun iştahlı” ifadesiyle hazırolda bekliyoruz.

Bizler çocukları maymuna çevirirken sorun yok, onlar aynı anda 18 kursa devam edemeyeceğini söyleyince bir de utanmadan beğenmiyoruz! Nacizane fikrim, çocukların üzerine teker teker gidilmesi yönünde. Çeyrek gitar, çeyrek yan flüt, yarım bateri çalacağına, tam piyano çalsa iyi olmaz mı mesela?


Arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz

0

Comments

Yorum