Beklentiler altında ezilen çocuklar…


Bir akrabamız var fen lisesi müdürü karısı da anaokulu öğretmeni.

Oğulları bu sene liseye giriş sınavına girdi. Sınava girmeden önce bir yıl boyunca hem özel öğretmen tuttular çocuk için, hem kendileri gece gündüz ders çalıştırdılar ona.

Bütün misafirlikleri ertelediler, bütün gezileri iptal ettiler.

Kimse evlerine gidemez oldu çocuk ders çalışıyor diye.

O kutsal gün geldi çattı girdi sınava, sınava girmeden Yasin’ler tefriciyeler havada uçuştu.

Çocuk sanki sınava değil, rus ruletine hazırlanıyor öyle hayat memat meselesi haline geldi mevzu.

Sınav sonuçlarının açıklanacağı gün ben bile dert ettim artık.

Bir heyecan tüm sülale bekliyoruz “Acaba ne olacak?” diye.

O kadar emeğe rağmen çocuk ilk elli bine bile giremedi.

Şimdi evine en yakın liseye gidiyor.

Ailelerin bu proje çocuk yetiştirme telaşı bana hep anlamsız gelmiştir.

Birinin bir konuda istidadı yoksa onu zorlamanın illaki kendi dediğinin olması için kapasitesinin üstünde ona yük yüklemenin ve bu ısrarın sebebini anlayamıyorum.

Sınavı kazanamamış olması öyle gündem oldu ki herkes bunu konuştu.

Çocuğu tembellik ve nankörlük ile suçladı çoğu kişi. Yine böyle bir akraba meclisinde çok üstüne gittiler ben de dayanamayıp “Peki sen ne yapmak istiyorsun?” dedim.

“Darbukacı olmak istiyorum” dedi.

Herkes kahkahayı bastı orada öyle ya doktor mühendis olmak varken darbukacı olmayı istemek olacak iş mi?

Çok şaşırdım ister istemez, “Çalabiliyor musun peki?” dedim, gitti getirdi.

Hiç abartmıyorum darbuka dile geldi elinde, öyle güzel çaldı ki hepimiz şok olduk…

Şimdi bu çocuk çok iyi bir darbukacı olsa ne olur yani?

Aileler çocuklarını artık materyalist felsefe ile yetiştiriyor.

Cebine giren para kadar adamsın, bindiğin araba kadar itibarın var, oturduğun semt kadar gözdesin günümüzde.

Herkes çocuğunun doktor, fizikçi, profesör olmasını istiyor.

Sanki asıl amacımız bu dünyada çok mükemmel paralar kazanmakmış da yanında ahlaklı biri olmayı “Hani olsa süper olur ama olmasa da aman canım olduğu kadarmış” gibi davranıyoruz.

Dünyaya en çok zararı ahlaksız bilim adamlarının, çok prestijli mesleklerin verdiğini unutuyoruz bazen.

Organ mafyası diye bir sektör hala ayaktaysa bugün ahlaksız doktorlar yüzünden.

Uyuşturucu sektörü gümbür gümbür işini yapıyorsa bunun en büyük sebebi ahlaksız kimyagerlerin varlığı.

Masum İnsanları bombalayan ben değilim ki savaş pilotları.

Halkları birbirine kırdıran, kollektif hareket edecekleri ortamı hazırlayan ahlaksız sosyologlar.

Daha bir sürü örnek verilir…

Ailelerin şu itirafı kendilerine yapması gerekiyor.

Ben Araf Suresi 199. ayette dendiği gibi “Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.” emrine uyan dünya ve ahiret dengesi tam oturmuş bir evlat mı istiyorum, yoksa mükemmel bir mesleği olan, çok güzel evlerde oturan ama yaşlanınca beni huzur evinde ziyarete gelen bir çocuk mu?

Ezgi Akgül


Arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz

Kapat

Send this to a friend