Bağlanma için günlük fırsatlar – Pedagog Adem Güneş


Anne-bebek bağlanmasını desteklemek için aslında gündelik hayatın içinde de her an anneye fırsatlar sunulmuştur.

Çocuğun sıradan gibi görünen ihtiyaçlarının anne tarafından “vaktinde ve yeterince” giderilmesi anne çocuk bağlanmasını kuvvetlendirir.

Örneğin, bebeğin keyifle banyo yaptırılması, altının severek değiştirilmesi, ona ninniler söylenmesi, sevgi cümleleri-mimikleriyle hitap edilmesi gibi…

Bebeğin acıyı hissettiği anda (diş çıkarma, ateşlenme, düşme gibi) annesini yanında görmesi de anne ile çocuk arasındaki bağı artırır.

Ancak bazı durumlar vardır ki, çocuğu da anneyi de ikilemde bırakabilir.

Örneğin, bir hastalık dolayısıyla iğne yapılması, aşı, pansuman, kırılmalar, dikiş atılma gibi.

Bu tarz müdahaleler sırasında anne doktor ile işbirliği yapmamalı, çocuğun ellerini, kollarını tutmamalı, onu çaresiz hâle getirip acıya teslim etmemelidir.

Hekim ile işbirliğini hemşire, o da yoksa baba gerçekleştirmelidir.

Hasta bebeklere ilaç uygularken de annelerin oldukça dikkatli olması gerekir.

Çünkü bebekler süt dışındaki sıvıları genellikle içmek istemezler.

Hele ki bunlar ilaçsa…

Anneler bebeğin burnuna damla damlatırken, makatından fitil atarken ya da ağzından şurup içirirken oldukça sıkıntılı anlar yaşar.

Bebek ağzını, burnunu sürekli hareket ettirir ve ilacın doğru şekilde, ayarlanan dozda alınmasını engeller.

Bu da tedavi sürecini sekteye uğratacağı için anneler çocuğun başını sabitler, ağızını da zorla açar.

Ve yapılması gereken tüm işlemleri onu ağlatarak gerçekleştirir.

Böyle zamanlarda eğer mümkünse çocuğa ilaçlarını anne dışındaki kişiler vermelidir.

Bebek yine zorlanacak, ağlayacaktır.

İşlem bittikten sonra anne bebeği kucağına alıp teselli etmelidir.

Bebeğin oldukça korktuğu, heyecanlandığı anda annesini yanı başında görmesi yine anne-çocuk arasındaki bağı güçlendirir.

Bazen çocuk geçirdiği rahatsızlıkların keyifsizliği ile anneyi emmeyi bırakabilir.

Ateşli rahatsızlıklar, burun ve geniz tıkanıklığı, eklem ağrıları, karın ağrıları çocuğun huzurunu kaçırabilir.

Bu gibi durumlar önce emmeye aşırı düşkünlüğe, daha sonra ise emmeyi “geçici” olarak bırakmaya sebep olur. Bunun sebebi genellikle çocuğun ağrı ve sızılarının başladığı sırada ağrı giderici olarak anne göğsüne yönelmesidir.

Emer, daha çok emer…

Sonra ağrısına odaklanır ve ağrıyı dinler…

Hâlâ rahatsızlık hâli varsa daha da çok emer ve ağrısını yeniden dinler.

Annesini emdiği hâlde ağrıları geçmediği için sinirlenir, hırçınlaşır ve anne göğsünü bırakır.

Ancak bu bırakış kesin bir bırakış değildir.

Ne zaman ki ağrısı azalır, çocuk yine teselli verici olarak anne göğsünü yeniden tutar.

Hastalık hâlinde bir başka çocukluk gerçeği daha vardır ki o da çocuğun dermansızlık, enerjisizlik ve keyifsizlikle emmeyi bırakmasıdır.

Emmek büyük enerji gerektirir.

Çocuk hastalık sebebiyle hâlsiz düşmüşse, annesini emecek güce sahip değilse yine hırçınlaşıp emmeyi bırakır. Bu da geçicidir.

Böyle durumlarda anne sükûnetini korumalı, çocuğunu emmeye zorlamamalıdır.

Bebek gücünü topladığı ve kendini mutlu hissettiği zaman yeniden emmeye başlar.

Çocuğun anneyi emmeyi bıraktığı bu geçici süreçte biberonla beslenmeye başlanmamalıdır.

Biberon tutmaya alışan çocuğun anne göğsünü yeniden alması zordur.

Hastalık sebebi ile emmeyi kestiğinde (zaten emme refleksi devam ettiği için) çocuğu biberona alıştırmak, onun tekrar anne göğsüne dönmesine engel olur.

Bu nedenle hastalık nedeniyle emmenin kesilmesi durumunda bebek kaşık veya şırınga ile beslenmelidir

Çocuğun emme refleksini unutmaması için de ağzına ara ara emzik verilebilir.

-Pedagog Dr. Adem Güneş‘in GÜVENLİ BAĞLANMA kitabından alıntıdır-


Arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz

Kapat

Send this to a friend