Anne-Babanın koruyucu tavrı çocuğa zarar veriyor!

Amerika’da çalışan bir Türk arkadaşımdan mektup aldım; ABD’deki öğrencilerin üniversiteye giriş durumları ve anne babaların bu konudaki tavırlarıyla ilgili bilgiler veriyordu.

Mektupta önemli gördüğüm bazı kısımları sizlerle paylaşmak istedim.

***

Belki Türkiye’de gündeme gelmemiştir, geçen hafta ilginç bir haber vardı gazetelerde: Stanford, UCLA ve diğer başka gözde bir iki üniversitede spor hocalığı yapan bazı insanlar rüşvet karşılığı ünlü ve zengin bazı kişilerin çocuklarının üniversiteye kabul edilmelerini sağlamaktan suçlu bulundular.

Bildiğiniz gibi burada üniversite başvurularında belli spor branşlarında başarı gösterenler farklı bir değerlendirmeye tabi tutuluyorlar.

Akademik ve diğer başka kıstaslara göre en iyiler arasında olmasalar da o spor alanındaki başarıları sayesinde kabul edilebiliyorlar.

Tabii bu tarz bir başarı göstermek de çok özverili çalışma ve adanmışlık istiyor.

Bu olayların açığa çıkması, ABD’de üniversiteye kabul sistemiyle ve de özellikle anne babaların bu süreçte çocuklarıyla etkileşimine ilişkin daha derin bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

Eskiden kullanılan ‘helikopter ebeveyn’ diye bir deyim vardı.

Şimdilerde bunun da bir ileri seviyesi için ‘snow plower’ (kar küreme makinesi) deyimi kullanılıyormuş.

Yani bu anne babalar çocuklarının önüne çıkabilecek zorlukları daha ortaya çıkmadan temizleyip, çocukların sorumluluk almasına pek de fırsat vermeden dikensiz bir gül bahçesinde tökezlemeden yürüyerek hayata atılmaları için epey uğraş veriyorlar.

Kendi kızım o yaşlarda olduğu için gördüğümüz bazı durumlar da var.

Belli isim yapmış anaokullarına daha çocuk doğmadan sıraya girenler, ödevlerini ve sorumluluklarını çocukla paylaşan, ödev bitmediği halde yatma vakti gelince ‘Hadi sen yat, ben tamamlarım’ diyenler; eyalet bazında bir başarı elde etmek istatiksel olarak daha kolay olduğu için çocuğu istemediği bir spor dalına yazdıranlar, neler neler.

Mesela çocuk için hangi ortaokulun daha iyi olacağı konusunu araştırması için parayla danışman tutabiliyorsunuz.

Çocuğun kişiliğine göre, anne-babanın hedeflerine göre ve okuldaki ortamı göz önünde bulundurarak size tavsiyede bulunuyor.

Tabii benzer danışmanlar üniversite başvurularında da devreye giriyor. Bir iki sene önceden çocuğun hangi aktivitelerde yer alması gerektiğini, hangi gönüllü işleri yapacağını filan belirliyorlar.

Üniversiteye başvuru zamanı geldiğinde de bütün başvuru formlarının üzerinden tek tek geçiyorlar. Üniversiteye başvuruda istenen kompozisyonu birkaç kez elden geçiriyorlar.

Bu şekilde el bebek gül bebek hayata adım atan çocukların kendileriyle ilgili sorumluluk almamaları ilerde karşılarına çıkabilecek sorunlara hazırlıksız yakalanmalarına sebep oluyor.

En basitinden, böyle elini kolunu sallaya sallaya üniversiteye giden çocuklar, sonrasında nispeten basit şeylerden çok mutsuz olabiliyorlar ve pılıyı pırtıyı toplayıp eve dönebiliyorlar.

Mesela bunlardan biri soslu yemek yemediği için ve de okulun kafeteryasında çıkan yemekler genelde soslu olduğu için okulu bırakmış gelmiş.

Meğer çocuğun bütün hayatı boyunca ailesi sossuz yemek yiyebilmesi için her şeyi ayarlamış. Birisi eve yemeğe çağırdığında önceden arayıp sossuz yemek hazırlamalarını tembih etmişler filan. Dolayısıyla da bu çocuk üniversiteye gittiğinde önüne soslu yemek geldiğinde nasıl alternatifleri olabileceğini değerlendirme yeteneğini kazanamamış.

***
Mektup daha uzun ama ben burada kesiyorum. Birkaç gözlem yaparak yazımı sonlandırmak istiyorum:

1- Rüşvetle haksız haklar elde etme, ABD’de var! Ne var ki, bu durum gazetelere düştüğü zaman mutlaka takip edilip, gereği yapılma yoluna gidiliyor.

2- Çocukları koruyucu tavır içinde olan anne babalar ABD’de de var. Ama şu gerçek ortada: Anne baba ne kadar çabalarsa çabalasın çocuğu yaşamdan koruyamaz. Değişik ortamlarda ve durumlarda yaşamla dans edebilecek insan yetiştirmek ailenin hedefi olmalı.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Selamlar

Doğan Cüceloğlu