“Abi, Hakkını helal et!”

Akatlar’da Zeytinoğlu Caddesi üstünde lokantaların olduğu bölgede değerli Asistanım Emre’yle yürüyoruz.

Öğleden sonra saat 3.30 dolaylarında.

İyi giyimli, bakımlı, güçlü kuvvetli, biraz topluca, kıvırcık saçlı, orta yaşlarda bir erkek, “Affedersiniz, size bir şey söyleyebilir miyim?” diye durdurdu.

Aç olduğunu, Anadolu’nun X. yöresinden geldiğini, inşaatlarda çalışmak için geldiğini ama iş bulamadığını, esenlerde garajda yattığını, iş bulamadığı için parasız ve aç kaldığını, karnını doyurmak için ekmek parası istediğini söyledi.

Baktım, gözleri pırıl pırıl, hafif bir şivesi var ve hiçte aç ve susuz bir insan hali göstermiyor.

“Buyrun bir lokantaya yürüyelim,” dedim.

“Abi, ama hakkını helal et,” dedi.

“Doğruyu söyleyip söylemediğini sen biliyorsun, ona senin vicdanın karar verecek,” dedim.

“Ne iş yapıyordun,” diye sordum;

“Çobanlık,” dedi.

Kılık, kıyafet ve konuşması, tam bir şehirli kılığı.

Demek çobanlık böyle bir meslek olmuş.

“Çobanlık, önemli bir meslek, insan yönetimle ilgili çok şey öğrenir,” dedim.

Cevap vermedi.

“Abi, memlekete geri döneceğim, ama yol parası yok,” dedi. Lokantaya geldik, o saatte kuru fasulye ve pilav aldı; bir masaya oturdu yemeye başladı.

Lokantacı tanıdığım, yüzüme biraz tuhaf baktı.

Emre, “Hocam, bu adamın derdi yemek değil, sizden yüklü bir para almak. Şimdi sizden yüklü para isteyecek,” dedi.

Biz lokantadan ayrılırken adamın eline 50 lira sıkıştırdım; “Abi, bu yetmez, başının gözünün sadakası için yol parası ver, Allah rızası için, abi hakkını helal et, abi bu para yetmez” türünden konuşmalara, bayağı koluma tehdit edercesine yapıştı.

Çok güçlü bir performans sergiliyordu. Senaryo çok güçlü yazılmıştı.

Dini temaları ustaca kullanıyordu ve aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyordu.

Onun içinde yetiştiği aileyi, ilişkileri, kültürel ortamı, değerleri ve eğitimini düşündüm.

Son derece yetenekli biri olduğu açıkça görülen bu insan potansiyelinin hayatına yön veren değerleri anlamaya çalıştım.

“Abi hakkını helal et!” sözünü ne kadar ustaca ve yerinde kullandığı özellikle dikkatimi çekti.

Bir ay önce aynı yaklaşımda bulunan güçlü kuvvetli iki kişi cebimden para çıkarırken elimdeki tüm paraya el koymak istemişti (sokak tenhaydı) ve bana aynı zamanda “Abi hakkını helal et!” demişti.

Böyle kişilerin arasında yaşıyor olsam sanırım kendimi saf, ahmak, güçsüz, enayi ve sağa sola itilecek, değersiz biri olarak görürüm.

İçimde beliren ilk duygu öfke oluyor.

Bu öfkeyi derinlerden iliklerime kadar hissediyorum. Bir süre sonra bu öfke derin bir şefkat ve anlayışa dönüşüyor.

Biliyorum ki, onun anası babası benim anam babam olsaydı, ben o olacaktım.

Ve ben ömür boyu yalan söylemenin utanılacak bir şey değil, zekice bir yaşam stratejisi olduğunu düşünecek yaşayacaktım.

Paylaşmak istedim. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Selamlar, sevgiler

Doğan Cüceloğlu

EN ÇOK İZLENENLER

Yazılarımız E-mailinize gelsin!

Arkadaşınıza gönderin!