Diğer canlıları da düşünmeliyiz

O sabah gökyüzünü gri bulutlar kaplamıştı. Güneş görünmüyor, rüzgârın uğultusu işitiliyordu.
Emre pencereden yağmuru izliyordu.
— Geç kalacaksın, acele et, dedi annesi.
Emre, okula geç kalmak istemezdi. Çabucak montunu, çizmelerini giydi. Çantasını sırtına taktı.
Tam kapıdan çıkıyordu ki,
— Şemsiyem, dedi yüksek sesle.
Annesi şemsiyesini uzattı ve ona iyi dersler diledi.
Emre dışarı çıktığında iki küçük gözün kendisine baktığını fark etti.
— Miyav… Miyav!
Bacaklarına dolanan kedicik içeri girmek istercesine patisini kapıya uzattı.
— Hayır giremezsin, dedi Emre.
— Patilerin çamur olmuş. Bu hâlinle seni eve alamam. Tüylerin de sırılsıklam, deyip okula doğru yürümeye başladı.
Zavallı kedicik, arkasından bakakalmıştı.
O gün okulda öğretmenleri çocuklara yağmurla ilgili yeni bir şarkı öğretti:
— Yağmur yağıyor, seller akıyor…
Okul çok eğlenceli geçti.
Eve dönmek için hazırlanırken Emre hâlâ bu şarkıyı mırıldanıyordu.
Yağmur şiddetini arttırmış, rüzgâr daha da kuvvetli esmeye başlamıştı.
Islanmamak için şemsiyesini açtı. Rüzgârlı havada yürümek ne kadar da zordu.
— Vuuuu! Vuuuuu!
Birden rüzgâr öyle hızlı esti ki şemsiyesi elinden uçuverdi. Almak için yanına gittiğinde,
— Şimdi eve nasıl gideceğim, dedi endişeli bir sesle.
Şemsiyesi kırılmıştı. Artık onu kullanamazdı.
Montuna sıkı sıkı sarıldı. Her sabah yürüdüğü yol, şimdi ne kadar uzun gelmişti. İleriye doğru adım attıkça rüzgâr onu geriye itiyor gibiydi. Üstelik yağmur damlaları yüzüne, gözlerine geliyordu.
Sonunda eve geldi. Annesi onun hâlini görünce,
— Sırılsıklam olmuşsun, dedi üzülerek.
Emre giysilerini değiştirdi. Annesi havluyla saçlarını kurularken, o da başına gelenleri anlatıyordu. Yağmur ve rüzgâra karşı yürürken karnı da çok acıkmıştı.
— Anne, yiyecek bir şeyler hazırlar mısın?
— Sıcacık çorbaya ne dersin?
— Harika!
Annesinin hazırladığı çorbadan içti.
Pencerenin yanındaki kaloriferde ısınmaya çalışıyordu. Keyfi yerine gelmişti.
Pencereden dışarıyı seyrederken bahçedeki yaprakların arasında bir şeyin kıpırdadığını fark etti.
“Bu da ne böyle?” diye düşündü.
Yaprakların arasından sabah gördüğü kedi çıkıverdi.
Kediciğin yorgunluktan bıyıkları aşağı inmişti. Artık yürümeye gücü kalmadığı belliydi. Emre kendi yaşadıklarını hatırladı. Rüzgâr, yağmur, soğuk? Yürümeye çalışırken ne kadar da zorlanmıştı.
Kediciğe bakarken, “Bütün tüyleri ıslanmış. Üşüyor mudur acaba? Karnı da acıkmış olmalı. Sabah nasıl da fark etmedim bu hâlini.” diye düşünerek hemen dışarı çıktı.
Kediciği eve aldı. Onu bir güzel kurulayıp patilerini temizledi. Biraz süt verdi. Şimdi daha iyi görünüyordu.
Annesi odaya girdiğinde,
— Bu da nereden çıktı? Kediyi neden eve aldın, diye sordu.
— Anneciğim, dışarısı öyle rüzgârlı ve soğuk ki! Zavallıcık ıslanmış. Çok üşüdüğünü ve acıktığını biliyorum.
— Peki nasıl anladın bunu?
— Çünkü ben de bugün aynı şeyleri yaşadım. Üşüdüm, yoruldum ve çok ıslandım. Bu yüzden ona yardım etmek istedim.
Annesi Emre’nin bu davranışını çok beğenmişti.
Kedicik teşekkür etmek istercesine Emre’nin kucağına zıpladı. Emre çok mutlu olmuştu. Kedicik de öyle. Onu Emre’den daha iyi kimse anlayamazdı.
Sıcacık kaloriferin yanında, birlikte yağmurun yağışını izlediler.